Notre Dame’ın Kamburu – Victor Hugo

15 May Notre Dame’ın Kamburu – Victor Hugo

Bir klasik esere başlamak beni her zaman heyecanlandırır çünkü baştan bilirim ki beni çok değişik karakterler, insanlar, duygular beklemektedir. Heyecan duyarım çünkü hele önceden yazarın başka eserlerinden etkilenmişsem, kitaba sırtımı dayayabileceğimi bilirim. Heyecanlanırım, bilirim ki karşılaşacağım bir cümle hayatımızın belli noktalarına dokunacak ve yüreğimizin ritmini belirleyecektir.

Victor Hugo şaşırtmadı.

Kitabın bütünü, on bir kısa kitaptan oluşuyor. Çoğu klasik gibi başlarda düşük tempo, karakterlerin tanıtılması, kentin, mekânların tasvirleri, yaşanan yerlerin betimlemeleri, doğanın ritminin tıpkı bir tabloya çizilmesi gibi süre gelen cümlelerle başlıyor.

Kitabın ilk 100 sayfasında kendimi kaptırdığımı ve kitaba ısındığımı fark ediyordum ki, öyle bir betimleme arası koymuş ki yazar, eğer o yerlere gitmediyseniz, bilmiyorsanız, ilginizi çekmiyorsa oldukça sıkılıyorsunuz. Acayip sıkıldım. En az altmış yetmiş sayfa sıkıldım. Ve artık acaba kitap böylemi gidecek ya derken, yeni bölümlerle beraber ritmini buldu ve sonlarında büyük bir sahneyle tamamladı.

Kitabı birçok açıdan tasvir edebiliriz.
Esmeralda henüz bebekken çingeneler tarafından kaçırılmış, dünya güzeli bir kızdır. Küçük keçisiyle beraber, meydanlarda oyunlar oynar, dans eder ve geçimini böyle sağlar. Tek amacı ise annesini bulmaktır. Dünyada yapayalnız kalmış bir çocuktur.

Quasimodo, karşılaşıldığında yüzüne tiksintiyle bakılan, hatta bakılamayan, kambur, yüzü buruş buruş, bir gözünün üstünde kocaman siğil bulunan, belki de dünyanın en çirkin yaratığıdır. Çok güçlüdür ve içinde çirkinliği ile ters orantılı olarak iyilik barındırmaktadır.

Başpiskopos Frollo, Quasimodo’ya henüz bebekken yardım etmiş, sözde bu dünyanın tüm nimetlerinden elini ayağını çekmiş ama bilimle uğraşan sakin bir adamdır.
Temelde bu karakterler ve onlara dolaylı olarak bulaşan yan karakterlerin ilişkilerine giriyor kitap ve aslında insanları sadece dış görünüşüyle beğenmenin, onların aslında içindekileri görememenin, yargılarımızı buna göre verdiğimiz kült bir mesaj var. Ama bu sığ bir yorum olur.

Öte yandan Frollo’nun Esmaralda’ya olan bağı ve içten içe kendisinin bile sonradan fark ettiği sapıkça ve ölümüne olan aşkın, tıpkı bir Dostoyevski romanından çıkarcasına davranışlarının kabalığını görüyoruz. İnsan doğasının, biz ne kadar kendimizi kendimizi kısıtlarsa o kadar ters tepeceğinin güzel bir örneğini sunuyor. Ve bu iç yıkım, hem kendisini hem de bizi yıkıma götürüyor.
Quasimodo ise bütün bu çirkinliğine, tüm insanların onu sadece bu çirkinliğinden dolayı dışlamasına rağmen içinde büyük bir yardım severlik, sevgi barındırdığını görüyoruz. Sadakat ve iyilik Quasimodo’da birleşmiş. Esmeralda’nın yakışıklı bir subaya sadece ona güzel sözler söylemesinden ve üniformasından dolayı âşık olduğunu görüyoruz. Lakin Quasimodo’nun ona yaptığı onca iyilik ve beslediği aşkı hiçbir zaman görmeyi tercih etmemesini, bir saplantı gibi o subayı arayışını büyük bir trajediye dönüştürüyor roman.

Günümüzde yaşanan tercihlerimizin en temel sonuçlarını bir bakıma görebiliyoruz diyebilirim. Ne acı ne trajedi. Bir de tabi bunun toplumsal katmanlarda görünen ve yargılanan kısımların görüyoruz. Ortaçağ’da yaşayan bu insanların, kralın, subayların, hırsızların, kilisenin ne derecede etkili ya da nasıl yaşadıkları kitabın kabuğunu oluşturmakta.

Toparlamam gerekirse, birçok açıdan ayna gibi yüzümüze çarpan hikâyeler var. Trajedi var, sevgi var, insan doğası var tabi ki.
Güzel bir klasik okumak istiyorsanız tabi ki buyurun. Lakin başlarda sıkılabilirsiniz, tabi biraz da psikolojik bir durum.

Kitap adı: Notre Dame’ın Kamburu
Orijinal adı: Notre Dame de Paris
Yazar: Victor Hugo
Çeviri: Volkan Yalçıntoklu
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları / Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
Sayfa: 572
Baskı: 2016
Tür: Roman

Notre Dame’ın Kamburu – Victor Hugo


Arka kapak;
Victor Hugo (1802-1885): Fransız edebiyatının en ünlü yazarlarından biri olan sanatçı, edebi ününü şiirleri ve oyunları ile kazandı. Romantik akımın en tanınmış adları arasında yer aldı. Toplumsal sorunlar ve politikayla yakından ilgilendi, 1848 ayaklanmalarının ardından Kurucu Meclis’e katıldı, daha sonra milletvekilliği yaptı, l’Evénement adlı bir gazete çıkardı. 1852’de Louis Bonaparte’ın imparatorluğunu ilan ettiği hükümet darbesine karşı çıktığı için sürgün edildi. Cezası 1859’da sona erdi, fakat imparatorluk yıkılana kadar gönüllü olarak sürgünde kaldı, 1870’de Fransa’ya döndü. 1871’de Paris Komünü’nü desteklemese de komüncüleri savundu. 1831 yılında yayımlanan romanı Notre Dame’ın Kamburu klasik edebiyatın şaheserleri arasında yer alır.

Ekin Bulut
ekinbulut@gmail.com

Ekin Bulut, 1985 İstanbul doğumlu, Bahçeşehir Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunudur. Özel bir yazılım firmasında kıdemli yazılım uzmanı olarka görev almaktadır. Fotoğraf çekmeyi, yürümeği, seyahat etmeyi seven Ekin Bulut, tam bir İstanbul sevdalısıdır.

1Comment
  • seydakurt1@hotmail.com'
    Şeyda Kurt
    Posted at 01:26h, 01 Ekim Cevapla

    Kitabı bitireli 2 gün olmasına rağmen hala etkisinden kurtulmuş değilim. Bir de analiz yaparak tekrar yaşama, sindirme ve gönlüme yerleştirme derdindeyim. Notre Dame Katedralini ziyaret etmeseydim bu müthiş kitaotan belkide asla haberim olmayacaaktı, olsa bile kitabi elime 3. Alısimda bitiremeden bırakirdim kesinlikle. Israrci olmamdaki sebep kitapta tasvir edilen yerleri görmem ve oralara anlam yüklemem oldu. Ve iyiki sabretmisim, iyiki bu karekterler hayatima girmis 🙂 Bir uyanışa sebep oldu benim dünyamda. Şimdi çevremdekilere okutma derdindeyim 🙂

Yorum yazın

Send this to a friend