Martin Guerre’in Dönüşü – Natalie Zemon Davis

09 Sep Martin Guerre’in Dönüşü – Natalie Zemon Davis

Bazı tarih kitapları büyük savaşları, hanedanları ve devletleri anlatır. Bazıları ise küçücük bir köye, birkaç kişilik bir aileye ve neredeyse inanılması güç tek bir olaya odaklanır. Ben galiba ikinci türü çok daha fazla seviyorum.

Natalie Zemon Davis’in Martin Guerre’in Dönüşü tam olarak böyle bir kitap.

Carlo Ginzburg’un Peynir ve Kurtlar’ını okurken hissettiğim şeyi burada da hissettim: Yüzyıllar önce yaşamış, tarihin büyük anlatılarında isimlerine hiçbir zaman rastlamayacağımız insanların hayatlarının bir şekilde belgelerde kalması ve bugün bizim onların ne düşündüğünü, nasıl yaşadığını, neye inandığını okuyabiliyor olmamız bana son derece etkileyici geliyor.

Üstelik Martin Guerre olayı başlı başına inanılmaz.

16. yüzyıl Fransa’sında yaşayan Martin Guerre bir gün ailesini ve köyünü terk ediyor. Aradan yıllar geçtikten sonra geri dönüyor. Karısı Bertrande, ailesi ve köydeki insanların önemli bir kısmı onu Martin olarak kabul ediyor. Adam geçmişe ilişkin pek çok ayrıntıyı biliyor, Martin’in ailesini tanıyor ve yıllarca onun hayatını yaşamaya başlıyor.

Sorun şu ki bu adam Martin Guerre değil.

Bugün bir romanın konusu olarak okusaydım muhtemelen bazı yerlerde “biraz fazla olmuş” derdim. Fakat olay gerçekten yaşanmış. Kitabı okurken bu yüzden defalarca güldüm. Her yeni gelişmede hikâye biraz daha tuhaflaşıyor ve insanın aklında aynı soru dolaşıyor: Bu kadar insan nasıl ikna oldu?

Fakat Natalie Zemon Davis’in yaptığı şey yalnızca ilginç bir davayı yeniden anlatmak değil.

Kitabın asıl gücü, bu küçük olayın çevresinden koca bir dönemin gündelik hayatını ortaya çıkarmasında. Martin ve Bertrande’ın hikâyesini takip ederken 16. yüzyıl Fransa’sında köylülerin nasıl yaşadığını, ailelerin nasıl örgütlendiğini, evlilikten ne beklendiğini, mülkiyet ilişkilerini, kadınların toplum içerisindeki konumunu ve dönemin hukuk sisteminin nasıl işlediğini de öğreniyoruz.

Mikrotarihin en sevdiğim tarafı tam olarak bu.

Bir kralın hükümdarlığı ya da büyük bir savaş üzerinden değil, sıradan insanların hayatına yaklaşarak bir dönemi anlamaya çalışmak. Bazen bir köylünün evliliği, yıllarca süren bir savaşın anlatısından bile o toplum hakkında daha fazla şey söyleyebiliyor.

Martin Guerre davası aynı zamanda çok ilginç bir kimlik problemi yaratıyor.

Bir insanı “o insan” yapan şey nedir?

Yüzü mü?

Geçmişine ilişkin bildikleri mi?

Ailesinin onu tanıması mı?

Karısının onu kocası olarak kabul etmesi mi?

Arnaud du Tilh —yani sahte Martin— yalnızca birkaç kişiyi kısa süreliğine kandırmıyor. Martin Guerre’in hayatına giriyor, onun ailesiyle yaşıyor, karısıyla birlikte oluyor ve yıllarca onun kimliğini sürdürüyor. Üstelik çevresindeki insanların önemli bir bölümü onu gerçek Martin olarak kabul ediyor.

Bu noktadan sonra dava basit bir sahtekârlık hikâyesi olmaktan çıkıyor.

Bertrande’ın sahte Martin’i gerçekten kocası sandığı mı, yoksa bir noktadan sonra gerçeği anlayıp onunla yaşamayı bilinçli olarak seçtiği mi sorusu kitabın en ilginç meselelerinden biri. Davis kesin cevaplar vermekten çok eldeki belgelerden hareket ederek olası açıklamalar üzerinde duruyor. Zaten birkaç yüzyıl önce yaşamış insanların zihninden tam olarak ne geçtiğini bilmemiz mümkün değil.

Kitabın sonunda gerçek Martin Guerre’in ortaya çıkışı ise bütün hikâyeyi neredeyse tiyatro sahnesine çeviriyor.

Daha da ilginci, olayın yalnızca mahkeme kayıtlarında kalmaması.

Davada görev alan yargıçlardan Jean de Coras olayı kaleme alıyor ve yayımlıyor. Böylece sıradan bir köylü ailesinin başına gelen bu tuhaf olay yüzyıllar sonra bizim okuyabileceğimiz bir tarihsel kaynağa dönüşüyor. Coras’nın kendisinin de daha sonra Fransa’daki Katolik-Protestan çatışmaları sırasında Protestan kimliği nedeniyle öldürülmesi, kitabın anlattığı dünyanın ne kadar sert ve çalkantılı olduğunu ayrıca hatırlatıyor.

Montaigne’in bile Martin Guerre davasına değinmiş olması ayrıca hoşuma giden ayrıntılardan biriydi. Olayın kendi döneminde de insanların zihnini kurcaladığı anlaşılıyor. Çünkü ortada yalnızca “Bir adam başka bir adamın kimliğini çaldı” şeklinde kolayca kapatılabilecek bir mesele yok.

Hukuki kararların ayrıntıları da dönem açısından çok şey söylüyor.

Sahte Martin sonunda idam edilirken Bertrande’ın durumu çok daha karmaşık değerlendirilir. Onun ne kadarını bildiği, ne zaman şüphelendiği ve bu birlikteliğe ne ölçüde bilinçli olarak devam ettiği tartışılır. Mahkemenin yalnızca suçu değil, insanların niyetlerini ve içinde bulundukları koşulları anlamaya çalışması benim özellikle ilgimi çekti.

Belki kitabı okurken en çok hoşuma giden şey de buydu.

Birkaç yüz yıl önce yaşamış insanların bizim kadar karmaşık, çelişkili ve bazen anlaşılması güç insanlar olduklarını görmek.

Tarih kitaplarında geçmiş bazen çok düzenli görünür. Savaşlar olur, antlaşmalar imzalanır, hükümdarlar değişir. Oysa gerçek hayat hiçbir zaman bu kadar düzenli değildir. Martin Guerre’in hikâyesinde insanlar âşık oluyor, yalan söylüyor, kandırılıyor, inanmak istiyor, şüphe ediyor, çıkarlarını koruyor ve bazen neyin doğru olduğundan kendileri bile emin olamıyorlar.

Belki de mikrotarihi bu yüzden bu kadar seviyorum.

Büyük tarih bize dünyada ne olduğunu anlatıyor.

Bu tür kitaplar ise o dünyanın içinde insanların nasıl yaşadığını gösteriyor.

Ve bazen 16. yüzyılda Fransa’nın küçük bir köyünde yaşanmış son derece tuhaf bir evlilik ve kimlik davası, bir dönemi anlamak için yüzlerce sayfalık siyasi tarihten çok daha canlı bir pencere açabiliyor.

Martin Guerre’in Dönüşü benim için tam olarak böyle bir kitaptı: hem çok eğlenceli, hem son derece tuhaf hem de bittikten sonra üzerinde düşünmeye devam ettiğim bir mikro tarih çalışması.

Peynir ve Kurtlar’ı sevenlere özellikle tavsiye ederim.

Metin Yılmaz
metin@metinyilmaz.com.tr

İyi hikâyelerin, güçlü fotoğrafların ve yeni keşiflerin peşinde. Dünya edebiyatı, tarih ve seyahat üzerine okuyor; okuduklarını ve deneyimlerini kendi bakış açısından paylaşmayı seviyor.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Share via
Share via
Share via
Send this to a friend