Anima-lizm – Can Batukan

19 Ağu Anima-lizm – Can Batukan

Çok farklı bir kitap. Evet belki anlatılmak istenen farklı dillerde anlatılmıştır ya da bizde de söyleyen olmuştur bilemiyorum ama benim bu alanda okuduğum ilk kitap. Daha doğrusu anlatılmak istenen konuyu ilk kez okuduğum kitap. İşte Altıkırkbeş yayınlarının belki de en sevdiğim yanı bu. Her zaman en farklı kitaplarla bizlerle.

Bildiğiniz gibi dünyamızda hayvanlara karşı bakışımız şu; sanki onlar bizler için varlarmış gibi davranıyoruz. Yani demek istiyorum ki sanki onların bir yaşamı ya da yaşama hakkı yokmuş gibi, sadece ve sadece bizim istediğimiz gibi yaşamak zorundalarmış gibi. Bir çeşit malımız, bir çeşit cansız eşyamız gibi görüyoruz onları. İşte tam bu noktada belirtmek isterim ki bundan nefret ediyorum! Hayır öyle internet delikanlıları gibi değil, çok derinlerden gelen bir şiddetle nefret ediyorum bundan. Bu dünyada olan tüm canlıların en az benim olduğu kadar hakları var yaşamaya diye düşünüyorum. Bu düşüncem aklım erdiği zamandan beri hep böyleydi ve hep böyle olacak. Aksini düşünmeyi bile düşünemiyorum.

Tıpkı vahşi doğada ki gibi bir kuralla yaşamayı tercih ediyorum. Eğer bana bir zarar vermiyorsa ya da beni tehdit etmiyorsa hiçbir şekilde zarar vermemeliyim karşımda ki canlıya. İşte benim net felsefem bu. Kendimle övündüğüm bir kaç nokta varsa eğer işte bu düşünce yapım bu övünçlerimin en başında yer alır.

Bundan yıllar yıllar evvel daha çocukken yaptığım bir kaç hatayı daha doğrusu ayıbı hatırlayıp üzülen biriyim ben. Hayvanlara karşı yaptığım en kötü davranışları beynim hala bir yerlerde tutar. Çok değiller ama varlar ve hiç gitmediler aklımdan. Hala dün gibi hatırlarım yularından tuttuğumda gelmeyen koyunun kafasına tokat attığım zamanı. Çekmeye devam ederken ipi hala gelmediğini görünce sinirlendiğimi hatırlarım. Ama sonra bir de bakarım küçük bir yılan vardır orada o yüzden gelmemektedir o koyun. İşte o anlardan biridir bu benim hayatımda ve asla ama asla unutulacak bir anı değildir. Yeri geldiğinde önüme konan bir servisdir o benim için.

Kendi anılarımdan kitabın anlattıklarına gelelim. Kitap size bir soru yöneltiyor aslında. Eğer hayvanların ve bitkilerin birer ruhu olsaydı ne olurdu? Ya da hayvanların ve bitkilerin bir ruhu var mıdır? Onlar nasıl görürler bu dünyayı? Onlar nasıl çekerler acılarını? Evet aslında tam tanımı olmasa da kitabın okunması için gereken sorular bunlar. Eğer olsaydı nasıl olurdu? Belki de vardır nereden biliyoruz? Zaten biz ne kadar şey biliyoruz ki dünya hakkında?

Kitabı okurken aklıma bir kaç yıl önce düşündüğüm bir konu geldi. Hatta bu düşüncemi paylaştığım insanların tepkilerini hatırlıyorum. “Ee ama o zaman nasıl olacak ki?” Demişlerdi. Sizlerle de paylaşıyım. Öyle sanıyorum ki dünyamızda bizler yani insanlar olmasaydı, dünya çok daha uzun bir süre, sakin, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir şekilde yaşatırdı içindekileri. Ne bir neslin tükenmesi, ne bir işkence ne bir yaşam hakkı olmayışı. Bunların hiçbirini yaşamadan yaşardı canlılar. Bu güzel yeryüzünde aldıkları her nefes ile bir oh daha çekerlerdi. Belki oh duyulmazdı ya da kameraya alınmazdı ama onlar için bu hiçbir sorun teşkil etmezdi.

Az biraz düşünün bunu. Düşünün ve ne kadar güzel bir dünya olacağını görün. Biz olmasaydık, herşey çok daha güzel olurdu. Tüm güzellikleri mahvettiğimiz gibi kendi yaşamımızda dahil olmak üzere, tüm yaşamları mahvediyoruz. Bizler matrixin de dediği gibi birer virüsden farksız, berbat yaratıklarız. Evet belki yaşamsızlığı ya da olmamayı hayal edemiyorum ama bunu çok net olarak söyleyebiliyorum. Biz olmasaydık dünya ve içinde yaşayan tüm canlılar çok daha güzel bir yaşam sürerlerdi. Yani hak ettikleri gibi.

Konu çok uzun arkadaşlar ben daha fazla derinleştirmeden gidiyorum. Bazen okuduğunuz kitap sizi kendi konusun dışında bir yerlere götürür sonra oradan getirmez, sürükler. İşte benim bu kitapta başıma gelen bu oldu.

İyi okumalar.

Kitap adı: Anima-lizm
Yazar: Can Batukan
Yayınevi: Altıkırkbeş Yayınları
Sayfa: 80
Baskı: 2016
Tür: Felsefe

anima-lizm-can-batukan

Anima-lizm – Can Batukan

Arka kapak;
Dünyanın herhangi bir yerinde hiç uğruna ağaçlar kesildiğinde, hayvanlara zarar verildiğinde her birimiz aynı duygularla oraya koşmayı istedik. Bunu sadece siyasi görüşlerimize bağlı olarak yapmadık. Birbirini hiç tanımayan, farklı partilerden (ya da siyasi görüşü dahi olmayan) milyonlar olarak, sayısız örnekte sokaklarda yan yana durduk. Din, dil, mezhep, ırk, politika farkı olmaksızın hepimizi birleştiren tek bir şey vardı: Doğa’nın parçası olmak, ruha sahip olmak.

Sokrates öncesi filozoflardan Aristoteles’e, Tektanrılı dinlere, Descartes’tan Spinoza’ya, Leibniz’e, Heidegger’den Merleau-Ponty’e, Derrida’ya ve Deleuze’e dek bu izleği okumak mümkündür. Varolan her canlıyı bir araya getiren ortak nokta “anima”dır. Bu kitap insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerde ruh meselesini ele alıyor. Mesele üç-beş ağaç değil, tüm Varlık, tüm canlılar, Kâinat ve tüm İnsanlıktır. Mesele yaşama sahip olan en küçük varolan için dahi bu sorumluluğu üstlenebilmektir. Bu sorumluluğu üstlenmeliyiz!

Animalite bu nedenle içinde bulunduğumuz çağın meselesidir. Animalite insanın felsefi varoluşunu Kâinatın yapısına uygun olarak yeniden tanımlayacağı bir devrimin habercisidir.

Metin Yılmaz
metin@metinyilmaz.com.tr

İzmir doğumlu. Web geliştirme uzmanı olarak çalışır. Seyahat etmeyi sever. Okumayı sever. İstanbul'da yaşar, Ege'yi özler.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Send this to a friend