Can – Andrey Platonov

03 Haz Can – Andrey Platonov

Uzun zamandır duygulandıracak aynı zamanda hayran bırakacak, dili güzel, naif bir kitap okumak istiyordum. Art arda okuduğum bilim kurguların yan etkisi de olabilir tabii bu, bilmiyorum 🙂

Her neyse, tavsiye üzerine başladığım, Andrey Platonov’un “Can” adlı kitabı arayışlarımı bir nebze olsun söndürdü. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve son olmayacağına da eminim.

“Can” aslında bize öyle yakın, öyle içten bir kitap ki. İsimlerin, coğrafyanın, acıların farklı olmasının hiçbir önemi yok. Kitaptaki tüm karakterler, “insan” olmanın bütün inceliklerini, zorluklarını, sıkıntılarını barındırıyor; baktığınız her yüzde, okuduğunuz her kelimede kendinizden bir iz buluyorsunuz. Bir halk düşünün; kendi haline terk edilmiş, çektiği acılar sonunda uyuşmuş ve artık nefes almaktan başka yaşamaya dair hiçbir fonksiyonu yerine getirmeye niyeti yok… Düşünce yok, his yok… “Yaşayan ölüler” tabiri bu halk için yazılmış gibi adeta.

Bir zamanlar bu halkın bir parçası olan Nazar Çagatayev, sosyalizm uğruna halkının arasına, onları “uyandırmaya” gidiyor. Onları yaşamaya ikna etmek, kendinden vazgeçmiş o insanların içindeki sönmüş ateşi yeniden diriltmek mümkün mü? Üstelik ne için?

Okuduğum en yumuşak üsluplardan birine sahip olan “Can”, insana dair her şeyi, yaşadığını sanmanın acısını, yokluğu, açlığı, öyle büyük bir sevgiyle anlatıyor ki, çoğu zaman içiniz ısınıyor ve canınızın sızladığını hissediyorsunuz.

“…Ne denirdi o halka, hatırında mı?”

“Bir şey denmezdi. Ama kendi kendisine kısa bir ad vermişti.”

“Nasıl bir ad?”

“Can. Ruh ya da tatlı hayat anlamında. O halkın, ruhundan ve kadınların, anaların ona bağışladığı tatlı hayatından başka hiçbir şeysi yoktu…”

Kitap adı: Can
Orijinal adı: Can
Yazar: Andrey Platonov
Çeviri: Günay Çetao Kızılırmak
Yayınevi: Metis Yayıncılık
Sayfa: 152
Baskı: 2010
Tür: Roman

Can - Andrey Platonov

Can – Andrey Platonov


Ara kapak;
“Biliyorum o halkı ben, orada doğmuştum,” dedi Çagatayev.

“Bu yüzden gönderiyorlar ya seni oraya,” diye açıkladı sekreter. “Ne denirdi o halka, hatırında mı?”

“Bir şey denmezdi,” diye yanıtladı Çagatayev. “Ama kendi kendisine kısa bir ad vermişti.”

“Nasıl bir ad?”

“Can. Ruh ya da tatlı hayat anlamında. O halkın, ruhundan ve kadınların, anaların ona bağışladığı tatlı hayatından başka hiçbir şeysi yoktu – halkı doğuran analardır çünkü.”

Sekreter kaşlarını çattı ve kederlendi.

“Demek varı yoğu göğsündeki yüreğiymiş, o da çarptığı sürece…”

“Sırf yüreği,” dedi Çagatayev onaylayarak, “bir tek yüreği; vücudunun dışında kalan hiçbir şeye sahip değildi. Zaten hayat da onun sayılmazdı, yaşadığını sanırdı sadece.”

Gerek dili gerekse dünyaya bakış açısıyla sadece çağının değil tüm zamanların edebiyatında apayrı bir yere sahip olan Platonov’un bu kısa romanı, “İnsan ne için yaşar?” sorusu üzerine derin, sarsıcı ve özgün bir tefekkür niteliğinde. Hayata duyulan inancın dönüştürücü gücünün öyküsü Can; açlığın, yokluğun, unutulmuşluğun ve süreğen acının hissizleştirdiği bir halkın uyanışının öyküsü. En tanıdık konuyu bile ilk kez ele alınıyormuşçasına ilginç kılan ve tüm eserleri sadece insana değil, bir bütün olarak doğaya yönelik muazzam bir sevgi ve şefkatle ışıldayan Platonov’un Can’ı, edebiyatseverleri derinden etkileyecek güçlü bir roman.

Zeynep Yılmaz
zeynep96yilmaz@gmail.com

1996 İzmir doğumlu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenci olan okuyucumuz, kitap okumayı ve yazmayı çok seviyor.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Send this to a friend