Gazap Üzümleri – John Steinbeck

14 Jul Gazap Üzümleri – John Steinbeck

Bazı kitaplar vardır; güzel bir hikâye anlatırlar. Bazıları ise yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmaz, yaşanmış bir dönemi tüm ağırlığıyla hissettirir. Gazap Üzümleri benim için ikinci gruptaydı. Kitabı elimden bırakamadan okudum ve son sayfayı çevirdiğimde, bitirdiğim şeyin yalnızca bir roman olmadığını düşündüm. Sanki Büyük Buhran yıllarında, Joad ailesinin kamyonunun arkasında onlarla birlikte yüzlerce kilometre yol gitmiş, aç kalmış, umutlanmış ve hayal kırıklığına uğramış gibiydim.

Steinbeck’in en büyük başarısı tam da burada yatıyor. Karakterlerini ne kahramanlaştırıyor ne de onları okurun gözünde acındırmaya çalışıyor. Yaşananları olabildiğince sade, doğal ve gösterişten uzak bir dille anlatıyor. Belki de bu yüzden romanın etkisi daha da büyüyor. Okur olarak gözyaşı dökmeniz gerektiğini söylemiyor; yalnızca olanı gösteriyor. Geri kalanını siz hissediyorsunuz.

Roman boyunca beni en çok etkileyen unsurlardan biri de ana hikâyenin arasına yerleştirilen bölümler oldu. İlk bakışta Joad ailesinden uzaklaşıyormuş gibi görünseler de aslında kitabın omurgasını onlar oluşturuyor. Çiftçilerin topraklarını neden kaybettiklerini, bankaların nasıl işlediğini, göç yollarını, ikinci el otomobil satıcılarını, işçi pazarlarını ve insanların nasıl giderek değersizleştirildiğini anlatan bu bölümler, romanı yalnızca bir aile hikâyesi olmaktan çıkarıp adeta dönemin toplumsal belgeseline dönüştürüyor. Steinbeck’in gazetecilik geçmişinin izleri burada açıkça hissediliyor.

Karakterler ise roman boyunca tek tek değişiyor. Özellikle Tom Joad’ın yaşadığı dönüşüm ve eski papaz Casy’nin vicdanı temsil eden duruşu aklımda en çok yer edenler oldu. Casy’nin hikâyesi beklediğimden erken sona erse de roman üzerindeki etkisi son sayfaya kadar hissediliyor. Joad ailesi zaten yol boyunca sürekli bir şeylerini kaybediyor; evlerini, işlerini, yakınlarını ve umutlarını… Sonlara doğru yaşananlar ise bu kayıpları daha da ağırlaştırıyor. Rose of Sharon’ın bebeğini kaybetmesi, ailenin dağılışı ve geriye neredeyse hiçbir şeyin kalmaması, romanın en sarsıcı bölümleriydi.

Steinbeck’in eleştirisi ise yalnızca yoksulluk üzerine değil. Asıl hedef aldığı şey, insanı yalnızca işe yaradığı sürece değerli gören ekonomik düzen. Çalışacak işçi gerektiğinde binlerce insanı bir araya getirebilen sistem, aynı insanlar aç kaldığında onlara sırtını dönüyor. Romanın yazıldığı dönemin üzerinden yaklaşık doksan yıl geçmiş olmasına rağmen bu düşüncenin hâlâ güncelliğini koruması, kitabın neden bir klasik olduğunu tek başına açıklıyor.

Final ise uzun süre aklımdan çıkmayacak türdendi. Steinbeck okuru mutlu etmek gibi bir çabaya girmiyor. Tam tersine, her şeyini kaybetmiş insanların hikâyesini tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Ama son sahnede, umudun büyük zaferlerde değil, en zor koşullarda bile kaybolmayan insanlık duygusunda saklı olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden kitabı kapattığımda hissettiğim şey umutsuzluk değil; insanın bütün acılara rağmen sahip olabildiği dayanışmanın ne kadar değerli olduğuydu.

Gazap Üzümleri yalnızca John Steinbeck’in değil, dünya edebiyatının da en güçlü romanlarından biri. Eğer sadece iyi bir hikâye okumak değil, bir dönemin ruhunu gerçekten hissetmek istiyorsanız, bu kitabı gönül rahatlığıyla önerebilirim.

Bu kitabı okumamın da güzel bir hikâyesi var aslında. Kısa süre önce Aimée de Jongh’un “Kum Günleri” adlı çizgi romanını okumuştum. Dust Bowl felaketini ve Büyük Buhran’ın insanlar üzerindeki etkisini anlatan o çalışma, bende bu dönemi daha yakından öğrenme isteği uyandırmıştı. Gazap Üzümleri de bu merakın doğal bir devamı oldu. İyi ki de öyle olmuş. Çünkü “Kum Günleri” bana dönemin fotoğrafını göstermişti; “Gazap Üzümleri” ise o fotoğrafın içine girip insanların yanında yürümemi sağladı. Birinde tarihî bir olaya dışarıdan bakıyorsunuz, diğerinde ise o olayın tam ortasında, Joad ailesinin kamyonunda yerinizi alıyorsunuz.

Belki de bu yüzden kitap beni bu kadar etkiledi. Büyük Buhran artık benim için tarih kitaplarında okunan birkaç paragraftan ibaret değil. Aç kalan, toprağını kaybeden, yollara düşen ve her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışan insanların hikâyesi hâline geldi. Son olarak küçük bir tavsiye de eklemek isterim. Eğer Gazap Üzümleri’ni okuduktan sonra bu dönemi farklı bir açıdan görmek isterseniz, Aimée de Jongh’un Kum Günleri adlı çizgi romanına da mutlaka göz atın. İki eser birbirini öylesine güzel tamamlıyor ki, biri diğerini daha da anlamlı hâle getiriyor.

Metin Yılmaz
metin@metinyilmaz.com.tr

İyi hikâyelerin, güçlü fotoğrafların ve yeni keşiflerin peşinde. Dünya edebiyatı, tarih ve seyahat üzerine okuyor; okuduklarını ve deneyimlerini kendi bakış açısından paylaşmayı seviyor.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Share via
Share via
Share via
Send this to a friend