Parfümün Dansı – Tom Robbins

11 May Parfümün Dansı – Tom Robbins

Eğer kafanızda kim bu Tom Robbins? Nasıl bir yazardır? Nedir ne değildir? Gibi gereksiz sorular varsa hemen Parfümün Dansı’nı alın ve okumaya başlayın derim size. Büyük bir hayal gücü, çok iyi bir kurgu bir arada sunulmuş Tom Robbins tarafından. Kitapta hemen hemen herşey mevcut. Ahlaksızlık, terbiyesizlik, aşk, seks, ölüm, huzur, mutluluk, mutsuzluk, çaresizlik, yalnızlık, kalabalık… Kısacası size her ne lazımsa ise hayatta bu kitapta da mevcut. Hayat ile arasındaki tek fark ise, Parfümün Dansı çok daha eğlenceli bir anlatımla yaşanıyor.

Kitap kahramanımız Alobar adlı bir kral ile başlıyor diyebiliriz. Sonrasında karakterler artıyor ve her biri okudukça derinleşen türden karakerler. Alobar’ın hükümdarlığındaki krallıkta enteresan gelenekler mevcut. Gerçi enteresan olmayan gelenek olur mu? Olmaz herhalde o zaman adı gelenek olmazdı. Bu krallıktaki gelenek ise, kralın saçı beyazladığında yani yaşlandığında öldürülüyor. evet kral ölüyor ve yeni bir genç kral bulunuyor hemen. Fakat Alobar bu geleneği kabul etmiyor ve kaçıyor. Bu sayede de ölmüyor. Sonra fark ediyor ki hiç ölmüyor. Sanki unutmuş gibi bir durum var. Uzun zamanlar geçiyor ve karşısına dolgun hatlarıyla Kudra çıkıyor. Kudra’da ölmeyi unutmuş, o da ölmüyor. Hintli güzel Kudra, Alobar ile güzel zamanlar geçirmeye başlıyor ve olaylar bu şekilde ilerliyor. Tabi bir de Pan var. Zevk ve şehvet tanrısı. Peşlerinden gelen kokuya olan aşırı hassasiyetleri ve mükemmel burun algılayıcıları ile bin küsür yıl boyunca yaşıyorlar. Tabi olaylar sadece bu kadar değil. Anlatılmaz okunur diyorum ve mutlaka tecrübe etmelisiniz diyorum.

En beğendiğim paragraf hangisi diye sorulsa şüphesiz aşağıdaki paragrafı seçerdim;

“Ama yolun sarsıntıları arasında ne kadar görmezden gelirsek gelelim, bizi bekleyen ölüm hep oradadır. Perdelerin hemen ardındadır. Daha doğrusu, çorabımızın içindedir. Bir türlü temizleyemediğimiz bir kire benzer. Eğer insan dindarsa, dipsiz kuyuya yuvarlanışını bir mantığa oturtur. Eğer insanın mizah anlayışı varsa (bu konuda iyi bir mizah anlayışı, şimdiye kadar bulunmuş dinlerin hepsinden daha yararlıdır), insan espriyle, alaycılıkla onu en aza indirebilir. Ama hayalet yine de orada durur. Gece gündüz, her gün, her yaptığımızı elindeki tebeşirle gri renge boyar. Yaptığımız şeylerin pek çoğunu, bilinçaltımızda, dolaylı olarak, ölüm düşüncesinden kurtulmak için yaparız. Belki de kendimizi, yaptıklarımızla çok değerli, çok vazgeçilmez kılmayı, ölümün bizi almakta tereddüt etmesini sağlamayı amaçlarız. O kılıç kafamıza düşse bile, şanslı olup hala hayatta kalanların anılarında yaşayabilmeyi garanti etmek isteriz.”

Kitapta yapılan bazı betimlemeler ve dikkat çekilmek istenenler beni hakikaten büyüledi. Bunlardan ilki ve belkide en önemlisi “pancar” idi. Pancar hakkında yazılanları şaşkınlık ve hayranlık ile okudum diyebilirim. Bir diğer şey ise “koku” benimde çok fazla önemsediğim bir şeydir koku ve bu kitapta fazlasıyla karşılaşıyorsunuz. Diğer önemli noktalar ise din ile ilgili yapılan göndermelerdi. Özellikle hristiyanlık ele alınmış gibi görünsede genel bir eleştiri çok net olarak hissediliyordu. Birebir aynı düşüncelere sahip oluşumuz yazarla beni şaşırttı diyemem. Çünkü aklın yolu birdir diye düşünüyorum ve Tom Robbins’de oldukça akıllı ve yüksek bir hayal gücüne sahip 🙂

Bir diğer önemli nokta ise Descartes ile ilgili olan kısım idi;

“Mantık aşkı sınırlar.Descartes’in hiç evlenmemesinin nedeni buydu belki de. Descartes mantık çağının mimarıdır.1628 yılında Paris’ten, aşıklar kentinden,sırf orada kafası dağılıyor diye kaçmıştır.Gidip Hollanda’ya yerleşmiştir. Çevresinde yamakları,başında patronlarıyla, istediği gibi çalışmış,matematik ve mantıkla ilgili eserler vermiştir. 1649’un sonlarında Stockholm’e davet edilmiş,Kraliçe Christina’ya felsefe dersleri vermesi istenmiş,Descartes bunu hemen kabul etmiştir. Belki ücret dolgundu.Bir nedeni vardı mutlaka. Kraliçe Christina derslerini yatağına uzanmış durumda dinlerdi. Çoğu zaman çıplak olurdu. Ama işin en berbat yanı, bu kadarla da kalmıyor. İsveç Sarayı, on yedinci yüzyıl Avrupa’sının başka her tarafı gibi pire dolu bir yerdi. Christina , oradaki zanaatçılara sipariş vermiş, kendine altın ve gümüşten minyatür bir top döktürmüştü. Yattığı yerden o topla vücudundaki pireleri vuruyordu.Bu yüzden çıplaktı. İyi nişancı olduğu da söylenirdi. Majesteleri her gün kendini bu yolla oyalarken, Descartes ayağında Hollanda tipi pantolonla, Ona varlığın şüphe edilmezliği altında yatan kusursuzluğu anlatıyor ve bunu rasyonel yanlılığın bile tahammül dışında buluyordu. Çok büyük bir hızla sinirli ve solgun bir insan haline geldi. 11 Şubat 1650’de, yani Stockholm’e gelişinden ancak birkaç ay sonra 54 yaşındaki Descartes düşüp öldü. Christina otuz yedi yıl daha yaşadı, pek çok da pire öldürdü.”

B satırları okuyunca Descartes gibi bir düşünürle aynı düşüncelere sahip olup, evlenmediğime sevindim ve kendi kendime gururlanacak birşeyler buldum 🙂 Düşünsenize Descartes de evlilik ile ilgili çok doğru bir karar vermiş!

Tom Robbins gibi bir hayal gücü dehası ile tanışmak için hakikaten çok çok iyi bir eser Parfümün Dansı. Her okura şiddetle tavsiye ediyorum.

İyi okumalar.

Kitap adı: Parfümün Dansı
Orijinal adı: Jitterbug Perfume
Yazar: Tom Robbins
Çeviri: Belkıs Dişbudak Çorakçı
Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
Sayfa: 368
Baskı: 2015
Tür: Roman

parfumun-dansi-tom-robbins-2

#Parfümün Dansı – Tom Robbins #Parfümün Dansı #Tom Robbins

Kitap Etiketleri:
Metin Yılmaz
metin@metinyilmaz.com.tr

İzmir doğumlu. Web geliştirme uzmanı olarak çalışır. Seyahat etmeyi sever. Okumayı sever. İstanbul'da yaşar, Ege'yi özler.

3 Yorum
  • kitaplik.blog@gmail.com'
    Kitap Notları
    Posted at 22:35h, 27 Haziran Cevapla

    Parfümün Dansı hakkında blogumda bir yazı yazmak için başkaları ne yazmış bakayım dedim ve blogunu buldum. Çok da beğendim. Ama Parfümün Dansı’nı beğenmedim ne yalan söyleyeyim. Çok güzel başladı ama yarısından sonra çok sıktı, bir türlü bitmek bilmedi benim için 🙂

    • Metin Yılmaz
      Posted at 02:09h, 28 Haziran Cevapla

      Beğenmenize sevindim, çok teşekkürler. Evet sonlara doğru konu biraz değişiyor karışıyor ama bana sıkıcı gelmedi. Özellikle sonu beklediğim ve istediğim gibi de bitince daha bir hoşuma gitti 🙂

  • ilkayylovato@gmail.com'
    İlkay Özgür
    Posted at 04:05h, 13 Ocak Cevapla

    İlk etapta kapağıyla ilgimi çeken bir kitaptı. Ancak konusu da ilginçmiş. Elimde olsa hemen başlardım 🙂 Güzel bir yorum yazısı, emeğinize sağlık.

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Send this to a friend