Türkiye’yi Böyle Gördüm – Ogier Ghislain De Busbecq

12 Oca Türkiye’yi Böyle Gördüm – Ogier Ghislain De Busbecq

Türkçe tercümesiyle 2004’te basılmış olan elimdeki bu kitabın hikâyesi oldukça gerilere gidiyor. İçeriğinden önce bu hikâyeden söz etmek gerektiğini düşünüyorum. Bu kitabın orijinali, 16. yüzyılda yaşamış, Türkiye’de, yani Osmanlı İmparatorluğu’nda Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Avusturya Sefiri (elçisi) olarak görev yapmış olan Ogier Ghiselin De Busbecq’in ülkemiz ile ilgili gözlemlerini yazdığı dört uzun mektuptan oluşuyor. Mektupları ülkemizde elçilik yaptığı 1554-1562 tarihleri arasında yazıyor. Bir asilzade olan Busbecq, zeki, iyi eğitimli –Klasik dilleri ve Eski Çağ Tarihini çok iyi biliyor-. Avusturya ile Osmanlı Devleti’nin gerilimli ilişkilerinin olduğu bir dönemde elçi oluşu kabiliyetlerine yeterince delalet ediyor. Busbecq mektuplarını Latince yazmış. Bu mektuplar, ilk kez “Türkiye Mektupları” ismiyle 1939’da, 1694 ve 1927’de yapılan İngilizce tercümelerinden Türkçe’ye çevirilerek neşrediliyor. Daha sonra 1953’te “Kanuni Devrinde Bir Sefirin Hatıratı” ismiyle neşrediliyor. En iyi İngilizce tercümesinin “The Turkish Letters of Ogier Ghiselin de Busbecq, Imperial Ambassador at Constantinople 1554-1562” ismiyle 1968’de Oxford’da basıldığı belirtilmiş.

Busbecq bir bürokrat olmasının yanı sıra bir seyyah. Elçiliği döneminde Türkiye/Osmanlı topraklarında epeyce dolaşıp gözlem yapmış. Bu gözlemlerini paylaştığı mektupları oldukça ilginç tespitlerle dolu. Aktardığı bu bilgilerin tarihi değeri büyük. Bu kitap Osmanlı’ya ait o dönemin politik, askeri, ekonomik, ve sosyo-kültürel yapısına dair gözlemleri, tespitleri içeriyor. Bu eğitimli bürokrat seyyahın hatıralarından gerek Türkler, gerekse o dönemde bu topraklarda yaşayan çok sayıdaki diğer milletlerin yaşayış tarzlarına dair ayrıntıları, seyahatları sırasında yazarın başından geçenleri, gerek Osmanlı’nın yönetiminde yer alan şahsiyetler, gerekse halka dair gözlemlerini okuyabiliyoruz. Bu kitap, o dönemdeki bir Batılının, o dönemdeki “bize” dair bakışını yansıtması açısından kayda değer.

Bu kitap benim için çok önemliydi. Çünkü özellikle modernleşme süreci ve sonrasında Batılılarca Doğu’ya dair ortaya konulan yazından net bir şekilde ayrılabilecek pozitif bir bakış açısına sahip. Gerek yönetim sistemi, gerek askeri yapısı, gerekse kültürü, yaşayışı hatta giyinişleriyle Osmanlı’yı beğeniyle kabul eden, hatta takdir edip Batı’ya örnek gösteren bir yazardan, elçiden söz ediyorum. Çok basit, anlaşılabilir bir örnek vermek istiyorum. Son 200 yıldır Doğulu insanın, özellikle kadının geleneksel giyimini kafaya takmış aydın(!)lar var gerek ülkemizin batısında, gerekse ülkemizin içinde. Busbecq ise övgüyle bahsediyor bundan. Peki bu farkın nedeni ne? Son iki yüzyılda ortaya çıkıp, gittikçe kaşarlanan aşağılık kompleksinin nedeni? Bunlar da çok yazıldı çizildi, belki ilerde bunlara dair okuduğum kitaplardan da birkaç örneği burada vereceğim…

Busbecq’den birkaç cümle aktarmak istiyorum:
“Türkler, üstün meziyetlerin, kabiliyetlerin doğuştan geldiğine, bir miras olarak ecdattan intikal ettiğine inanmazlar. Bunun, kısmen Allah vergisi, kısmen de say-ü gayretin mükafatı olduğunu kabul ederler. Nasıl ki bir evlat mutlaka babasına benzemezse, güzel sanatlara, hesap hendeseye istidat ırsi değilse üstün vasıfların seciyenin de babadan oğula geçmeyip Cenab-ı Hakk tarafından bahşedildiği kanaatindedirler. Bu düşüncelerin neticesi olarak, Türklerde şan şöhret, yüksek idari mevkiler liyakat ve maharetin mükafatıdır. Tembel ve pısırık olanlar, kötü niyetliler için yükselme yolları kapalıdır, bunlar kenarda köşede önemsiz kişiler olarak kalırlar. Türklerin giriştikleri her işte başarı kazanmalarının, üstün bir hale gelmelerinin ve gün geçtikçe devletin hudutlarını biraz daha genişletmelerinin sebebi bu olsa gerek… Bizdeki uygulama ise büsbütün değişiktir. Ehliyet ve liyakatin bizde yeri yoktur. Her yerde her işte asalet, yani mevki ve rütbe verilecek şahsın kimin neslinden geldiği hususu aranır. Bu konuda söyleyecek çok şey var ama şimdilik bu kadar yeter. Bu düşüncelerimi bir sır olarak saklayacağınızı umarım.” (arkadaşına yazılmış bir mektup olduğunu hatırlayalım)

Dayanamayıp bir iki cümle daha alıntılıyorum: “…Bugüne kadar böyle güzel bir manzara görmediğimi itiraf etmek isterim. Bu kadar zengin ve göz alıcı görünüş içinde dahi bir sadelik ve tutumluluk dikkati çekiyordu. En yüksek mevkileri işgal edenlerle derece derece alt kademelerdeki memuriyetlerin sahipleri hemen aynı biçimde elbiseler giymekteydi. Oysa bizde böyle midir?”
“Türklerin elbiseleri topuk kemiklerine kadar uzundur. Bu şekilde giyinmeleri onları daha iri yarı ve daha uzun boylu gösteriyor. Bizimkiler ise öyle kısa ve dardır ki vücudun bütün hatlarını olduğu gibi meydana çıkarıyor. Bu da adamın boyunu kısa, adeta bir cüce gibi gösteriyor.”

Evet,… İşte bundan 450-460 sene öncesine ait batılı bir bürokrat seyyahın yorumları, bugün her şey tepe taklak olmuş gibi durmuyor mu, ne dersiniz? Okumaya buyurun…

Kitap adı: Türkiye’yi Böyle Gördüm
Yazar: Ogier Ghiselin De Busbecq
Orijinal adı: The Turkish Letters of Ogier Ghiselin de Busbecq, Imperial Ambassador at Constantinople 1554-1562
Çeviri: M. Fatih Topaloğlu
Yayınevi: Elips
Sayfa: 134
Baskı: 2004
Tür: Araştırma, İnceleme

Not: Kitap piyasada farklı çevirilerle ve farklı yayınevleri tarafından “Türk Mektupları” ismiyle basılmış haliyle de bulunabilir.

turkiyeyi-boyle-gordum-ogiler-ghislain-de-busbecq-2

#Türkiye’yi Böyle Gördüm #Türkiye’yi Böyle Gördüm – Ogier Ghislain De Busbecq #Ogier Ghislain De Busbecq #Türkiye’yi Böyle Gördüm

Kitap Etiketleri:
Bedriye Yılmaz
byilmazsy@gmail.com

Bolu'da doğdu. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Evli ve iki çocuk annesidir. Okumayı, denizi ve doğa-kültür gezilerini sever.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Send this to a friend