23 Sep Yaşamanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog – Osman Çakmakçı
Konuşmanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog kitabından sonra Osman Çakmakçı’nın bu kitabı da beni oldukça etkiledi. Kendi kendine konuşur gibi, insanın içindeki başka bir benlikle sürdürülen bu diyaloğun merkezinde bir anlam arayışı var. Ya da belki daha doğrusu, doğanın yaptığı gibi herhangi bir anlama ihtiyaç duymadan var olabilmenin ihtimali.
Bu elbette kitabın çok kaba bir özeti.
Yaşamanın İmkânsızlığı Üzerine Bir Diyalog, hepimizin zaman zaman kendisine sorduğu sorulara farklı bir açıdan bakıyor. Osman Çakmakçı’nın kendine özgü üslubuyla yaptığı şey, bir anlam bulmaktan çok, belki de hayatın mutlaka anlamlandırılması gerektiği düşüncesinden uzaklaşmayı önermek.
Bir tür geriye dönüşten söz ediyor. Ama nostaljik bir geçmiş özleminden değil; insanın tüketimden, gösterişten ve kendisini dünyanın merkezine koyma alışkanlığından uzaklaşmasından.
Çakmakçı bunu kendi sözleriyle şöyle anlatıyor:
“… bir kere şehirden uzaklaşmalı, tekrar kırlara çekilmeliyiz. Kâra dayalı tüketim toplumunun zorunluluklarından ve dayatmalarından uzak durmaya çalışmalıyız. Daha mütevazı, daha az tüketime ve şaşaya dayalı yaşamlar peşinden koşmalıyız. Minimal yaşamalıyız. Aşırı tüketimden uzak durmalıyız. Dünyanın merkezine kendimizi koymaktan vazgeçmeliyiz. Mutluluk peşinde değil, dinginlik peşinde olmalıyız ve mutlaka ve mutlaka hâlâ var olduğunu sandığım doğanın sesine ve ritmine kulak vermeliyiz…”
Sadece bu paragraf bile, başlı başına üzerine uzun uzun düşünmeye değer.
Çünkü çağımız tam tersini teşvik ediyor: daha fazla tüketmeyi, daha fazla görünmeyi, daha fazla sahip olmayı ve her şeyin merkezine kendimizi koymayı. Minimal yaşam, doğaya yaklaşma, daha az tüketme ve dinginliği mutluluğun önüne koyma fikri bu nedenle bugün neredeyse karşı-kültürel bir tavra dönüşmüş durumda.
Bunu toplumsal ölçekte gerçekleştirmek elbette son derece zor. Gösterişin, tüketimin ve sürekli görünür olmanın ödüllendirildiği bir dünyada, insanın bilinçli olarak geri çekilmesi ve daha sade bir hayat istemesi kolay değil. Belki de bu nedenle Çakmakçı’nın önerdiği dönüş, büyük bir toplumsal dönüşümden önce bireysel bir karar olarak anlam kazanıyor.
Benim için kitabın en değerli taraflarından biri de buydu.
Uzun zamandır düşündüğüm pek çok şeyi başka birinin satırlarında görmek, aynı yolda yürüyen başka insanların da olduğunu hissettirdi. Daha az tüketmek, doğaya daha fazla yaklaşmak, hayatı sürekli anlamlandırmaya çalışmamak ve kendimizi dünyanın merkezinden biraz olsun çekebilmek…
Bunların mutlak doğru olup olmadığını bilmiyorum. Fakat en azından insanın daha sakin, daha sade ve çevresindeki dünyayla daha uyumlu yaşamasına imkân veren bir yönü olduğunu düşünüyorum.
Hayatın bir anlamı var mı, yok mu; belki bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
Ama belki de asıl mesele bunu çözmek değildir.
Belki yapılabilecek en iyi şey, doğanın sesini ve ritmini yeniden duyabilecek kadar yavaşlamaktır.
İyi okumalar.
Yaşamanın İmkansızlığı Üzerine Bir Diyalog – Osman Çakmakçı


Yorum yok