İvi Stangali Ressamı Hatırlamak – Seza Sinanlar Uslu

10 May İvi Stangali Ressamı Hatırlamak – Seza Sinanlar Uslu

Bu ay sanıyorum biyografi okumalarımın ayı oldu. Freud, Lütfi Özkök, Jazzın büyük üstadları derken bir diğer durağım olan sanatçı, ressam İvi Stangali oldu. Lütfi Özkök ile birlikte Yapı Kredi Yayınlarının tanıştırdığı bir diğer önemli insan İvi Stangali, çoğumuzun fikrinin bile olmadığı bir sanatçı. Ama yaşadığı hayat, bizler için hem ders hem utanç olmalı. İvi Stangali Ressamı Hatırlamak – Seza Sinanlar Uslu

Tarihimizde yüzleşmemiz gereken bir çok olay var. Fakat bu olayların hiçbirinde sözde soykırımlar yok. Öncelikle bunu net bir biçimde yazmak isterim. Sonrasında saçma bir anlaşılamama durumuna sürüklenmemek için. Bahsettiğim olaylar esasında, hepimizin bildiği, fakat bir şekilde bilmek istemediği olaylar. Bunlardan biri Rum uyruklu vatandaşların, vatandan sürülmesi yani mübadele zamanları. Sakıncalı bulunan insanlar olduklarına karar verilmiş ve ülkeden çıkarılmalarına karar verilmiş. Kim sakıncalı kim değil daha bunun ayrımını yapamayan bir sistem. Bu zamanlar ülkenin en sancılı zamanlarından başlayarak, Kıbrıs barış harekatı zamanlarına kadar uzandığı geniş bir tarihi var. Bizim ele almamız gereken kısım, ressamın sürüldüğü zamanlar yani 1964 yılı.

Ömrünün belki de en verimli olduğu zamanlarda sürgüne mecbur edildi. 42 yaşında, bir çocukla birlikte, hiçbir şey yok bir durumda. Az biraz umudu varmış her şeye rağmen. Peki neydi bu umudu? İstanbul’a bir gün dönebileceği umudu. Fakat bu bir hayal olarak kaldı aklında. Hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu ile bir dönem mektuplaşmışlar fakat bu mektuplar bir süre sonra azalmış. Sonrasında ise hocasının ölüm haberini almış İvi.

Bu sürgünün olmaması için çok uğraşılmış. İvi Stangali çok samimi çok güzel bir dilekçe yazmış hükümete. Sonrasında imzalar toplanmış. Kimler yok ki bu imzalar arasında! Dönemin sanatçıları ki aralarında ne şairler, ne yazarlar, ne ressamlar var. Yaşar Kemal imzasını bile görüyoruz. Fakat bunların hiçbiri işe yaramamış. Eminim bakılmmaıştır bile devlet tarafından. Ne denli yetenekli ve güzel insan telef olmadı ki?

Sonrası çok acı tabi, yok olan bir hayat yok olan bir güzel yetenek. Bir de Maya var. Küçük kızı Maya. Bekar bir anne olarak sürgünde, beş kuruşu yok, iki ülke tarafından da istenmiyor. Ne zor bir hayat değil mi? Zamanla umutlarını da, hayallerini de üretkenliğini de yitirip, 77 yaşında hayata gözlerini yuman bir kadın İvi Stangali.

Böylesi hayatları okuyunca aklıma şu geliyor, ne güzel ve ne iyi insanları yok etmiş devletler. Sadece Türkiye değil, diğer ülkelerde de bu ve bunun benzeri olaylar yaşanmış. Aralarında hemen hemen hiçbir fark yok. Aynı cehalet, aynı nefret, aynı kin. Hiçbir şey değişmemiş yıllar boyunca.

Bir diğer konu eserlerinin kayboluşu. Sirkeci garından verilen tablolar, Atina’ya ulaştırılma sözü ile alınıyor. Pasaporta işleniyor, pek mühim devlet kağıtları onaylanıyor, mühürler basılıyor, araya mühim kimseler sokuluyor (sürgün esnasında belli başlı bir ağırlık taşınabiliyor) ve kargolama başlıyor. Sözde! Ne giden var Atina’ya İvi’den başka ne de kalan hiçlikten başka İstanbul’da. Defalarca kez aranıyor tablolar, fakat bulunamıyor. Onca yılın emekleri de hayaller gibi yok oluyor.

Bunu görünce bu zamanları düşündüm. Daha bir kaç hafta önce kaybolan kargom geldi aklıma. Aramadığım yer kalmadı, hiçbir gelişme elde edemedim. Dedim demek kaderi bu ülkenin. Kargo dedin mi bu ülkede, hak hukuk aramayacaksın. Çünkü hiçbir yerde bulamadığımız adaleti, burda hiç bulamazsın.

Konunun özü böylesi hayatlarla bizleri buluşturan insanlara ve yayınevlerine sonsuz teşekkürler. İyi ki sizler varsınız.

İyi okumalar.

Kitap tanıtımı:
“Hayatı boyunca kendini Rum ya da Türk olarak değil sadece bir ressam olarak tanımlayan İvi Stangali, 1950’lerin İstanbulu’nda oldukça hareketli ve renkli bir dönemde varlık göstermişti. Çok sayıda dostu olmasına rağmen, yaşam öyküsü neredeyse hiç dillendirilmemişti. Onu nasıl yazmalı, nasıl anlatmalıydık? Sula Bozis’in girişimiyle İvi’nin kızı sevgili Maya Stangali’nin arşivinde bulunan sanatçıya ait defterler, kartpostallar, mektuplar vb belgelerden hareketle bir çalışmaya koyulduk. Uzunca bir araştırmanın sonunda erişebildiğimiz tüm bilgileri değerlendirdik. İzini sürebildiğimiz ölçüde ve tabii ki onun bize hissettirdiklerinin derinliğine inebildiğimiz kadarıyla İvi’yi anlatmaya, hatırlatmaya ve yeniden doğmasına, bilinirlik kazanmasına yönelik bir çaba sarf ettik. Masalların başında duymaya alıştığımız ‘bir varmış bir yokmuş’ sözünün İvi Stangali’nin yaşamı için ne kadar da acı verici bir gerçeğe dönüştüğünü hiç unutmadan, onu kaybolduğu yerden alıp, vatanı olarak gördüğü yere, sahip olduğu en önemli kimliği ressamlığıyla, ait olduğu zamana, hak ettiği şekilde yeniden yerleştirmek istedik.
Çünkü, bunu ona borçluyduk.”

Metin Yılmaz
metin@metinyilmaz.com.tr

İzmir doğumlu. Web geliştirme uzmanı olarak çalışır. Seyahat etmeyi sever. Okumayı sever. İstanbul'da yaşar, Ege'yi özler.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

error: Yazılar izinsiz kopyalanmamalı!
Send this to a friend