Konstantinos Palaeologos – Donald M. Nicol

30 Eyl Konstantinos Palaeologos – Donald M. Nicol

İstanbul’un fethi ile ilgili okumalarımı yaparken, Fatih Sultan Mehmet’in hayatından sonra, Roma hükümdarının hayatını da okumak, karşı taraftan olayların nasıl gözlemlendiğini ve yazıldığını okumak istedim. Bunun için en doğru kaynaklardan biri olarak bu eseri söyleyebilirim. Son Roma imparatoru Paleologos’un son zamanlarını ve kendisinden sonra gelen kehanetleri güzel bir biçimde ele almış.

Bizlere anlatılan kahramanlık öykülerinden sonra, daha gerçek, daha doğru bilgiye ulaşmak için okuma yapmak önemli. Özellikle tarihi olaylar ile ilgili söylenen çok fazla yalan var. Bu yalanların azalması, akıllarda daha az soru işareti kalması adına, hem kendi tarafımızdan, hem karşı taraftan eserleri okumak, seyahatnameleri incelemek gerekli diye düşünüyorum. Bu nedenle kendimce bir okuma listesi hazırladım. İlk olarak ele almak istediğim, öğrenmek istediğim alanı belirledim. Fatih dönemi ve İstanbul’un fethi.

İstanbul’un Fethi

Bu dönem ile ilgili araştırma yaparken, bir kaç kitabın özellikle çok adının geçtiğini, referans verildiğini gördüm. Bunların yanı sıra, bazı hükümdarların biyografilerinin, bazı seyyahların yazılarının öneminin büyük olduğunu gördüm. İşte bu eserlerden biri de şu an okuduğunuz yazının konusu olan biyografi eseri olan, Konstantinos Palaeologos’un hayatı.

Kitap o kadar akıcı bir dil ile yazılmış, o kadar kolay ve net anlaşılıyorki kafanızda en ufak bir sıkıntıya mahal vermeden, güzel bir okuma gerçekleştiriyorsunuz. Son Roma imparatorunun son zamanlarını okurken, aynı zamanda ortaçağın kapanışı ile beraber gelişen olaylarda, kimin ne gibi bir rol izlediğini görmüş oluyorsunuz. Sadece Roma imparatorluğu ve Osmanlı imparatorluğu arasında geçen bir savaş değil, aynı zamanda tüm dünyanın etkilendiği önemli bir olayın sonuçlarını okuyorsunuz.

Giovanni Giustiniani

Kitapta beni en çok etkileyen olaylardan biri, Roma’dan Papa tarafından gönderilen bir komutanın başarısı oldu. Bu komutan Giovanni Giustiniani adamlarından bir tanesini bile kaybetmeden, Osmanlı ordusunun büyük bir bölümünü püskütrmeyi başaran bir komutan. Dikkat edin bir adamını bile kaybetmiyor. Yapılan ilk saldırıyı püskürten Giovanni Giustiniani ve adamları, sonrasında yapılan saldırılarda da çok iyi bir savunma gerçekleştiriyorlar.

Bu savunma sonrasında Fatih Sultan Mehmet, tüm orduya bir konuşma yapıyor. Bu konuşmada bu askerlerin paralı askerler olduğunu, kendi topraklarını savunmadıklarını, en ufak bir hasar aldıklarında arkalarına bakmadan kaçacaklarını söylüyor. Çıkarlarına ters düşen bir durumda asla hayatlarını tehlikeye atmazlar diyor. Bu konuşmada ne kadar haklı olduğunuda Giovanni Giustiniani’nin yaralanması ile görüyoruz. Komutan yaralanıyor, bazı adamları öldürülüyor ve kalan adamları ile birlikte kaçıyorlar.

Palaeologos, en önemli güçlerinden birini kaybediyor, Osmanlı gemileri Haliç’e karadan indiriliyor ve osmanlı askerlerini şehrine girmiş olarak görüyor. Tüm yakınındakiler kaçması gerektiğini söylüyor ama o kaçmak yerine kılıcını alıp, onurlu bir biçimde ölmek istediğini söylüyor ve savaş meydanında kılıç sallayarak ölüyor.

Bu ve bu tip daha nice olayların bizlere ulaşmamış olması daha doğrusu bizim bilmiyor olmamız oldukça kötü bir durum. Okudukça araştırdıkça nelerin nasıl yaşandığını görmüş oluyoruz. Fatih Sultan Mehmet gibi bir dehayı tanırken, Palaeologos gibi onurlu son Roma imparatoru görüyor, İstanbul gibi bir şehrin nelere tanık olduğunu biliyor, Giovanni Giustiniani gibi yetenekli bir komutanı öğreniyoruz.

Konstantinos Palaeologos – Donald M. Nicol

Kitap adı: Konstantinos Palaeologos
Yazar: Donald M. Nicol
Çeviri: Efe Kurtluoğlu
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa: 188
Tür: Tarih

Arka kapak;

Son Bizans İmparatoru XI. Konstantinos Paleologos’un (1405-1453), “Romalıların Gerçek İmparatoru ve Otokratı” şeklindeki azametli emperyal elkaba sahip olduğunda devraldığı Konstantinopolis, yani bir zamanların Yeni Roma’sı, bu ihtişamı yansıtmaktan hayli uzaktı. Yıl 1449’du. Tarihin o döneminde ve dünyanın o parçasında yükselen güç olan Osmanlılar, hâkimiyetlerini yayarken etrafından gelip geçtikleri kadim imparatorlukların bu aciz bakiyesine gösterdikleri tahammülün sınırına varmışlardı.

Şehri dört yandan kuşatan ve karadan ikmal yollarını kesen Türklere karşı Kontantinos’un denizden yardım alabileceği tek yer olan Hıristiyan Batı ise kiliselerin birliği adı altında kendi Katolik inancını ve hiyerarşisini dayatmaktaydı. En muhtaç oldukları anda büyük bir dinsel kargaşa ve bölünme yaşayan Konstantinopolis’in Ortodoks sakinlerinin elinde kalan yegâne koruyucu, tarihi boyunca şehrin taliplerini durdurmayı başarmış olan güçlü surlarıydı. Nitekim surlarda gedik açıldığında şehir de düşecekti.

Dönemin kaynaklarına göre iyi eğitim almış, becerikli, sabırlı, vizyon sahibi ve insanları idare etmesini bilen bir hükümdar olan XI. Konstantinos, henüz vakti varken kaçıp kurtulması yönündeki telkinlere tenezzül etmemiş, sayı ve askeri teknoloji açısından kat be kat üstün Osmanlılara karşı şehri savunanların lideri olarak elinden gelen her şeyi yapmıştır. O gün muzaffer olan genç ve atılgan sultan II. Mehmed, “Fatih” namıyla yücelirken, elinde kılıcıyla can veren Konstantinos da halkı arasında efsane mertebesine yükselmiş, aslında ölmediği, mermere dönüşerek uyuduğu ve günün birinde uyanıp şehrini kurtaracağı inancına kaynaklık etmiştir.

Bizans uzmanı Donald M. Nicol’un Atina’daki Gennadion Kütüphanesi müdürü olarak çalıştığı dönemde yazdığı elinizdeki biyografi, kısa ve talihsiz iktidarı döneminde büyük çaresizlik içinde kıvranan, bu durumdan kendini ve şehrini kurtarmak için var gücüyle çabalayan ve sonunun geldiğini anlayınca da bunu mertçe karşılayan bir hükümdar portresi çizmektedir.

Metin Yılmaz
metin@metinyilmaz.com.tr

İzmir doğumlu. Web geliştirme uzmanı olarak çalışır. Seyahat etmeyi sever. Okumayı sever. İstanbul'da yaşar, Ege'yi özler.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Send this to a friend