Bilinen ve Bilinmeyen Tanrı – Samuel Butler

29 Eyl Bilinen ve Bilinmeyen Tanrı – Samuel Butler

Bilinen ve Bilinmeyen Tanrı, Samuel Butler adlı yazara giriş için seçtiğim bir kitaptı. Fakat, ne yazık ki, büyük bir hayal kırıklığı oldu. Sürükleyicilik ya da kitabın beni içine alması değildi derdim ama en azından anlatımın daha objektif olmasını beklerdim. Çok tek düze, çok yanlı bir kitap olmuş. Hele ki böylesi bir konuda bu yanlılık…

Vakit kaybı ne yazık ki… Farklı görüşleri okumayı severim ama bu kadar tek yönlü kitaplar oldukça sıkıcı. Yazarın emin olduğunu söylediği konular bizlere göre net olmayabilir. Bunları açıkladığını sanması ve bu açıklamalar yeterlidir diyerek kestirip atması ise çok tuhaf. Anlam yüklemek çok zor. Zaten karmakarışık olan bir konuda herşey zaten netmiş gibi hareket eden bakış açısı bana çok doğru gelmesi açıkcası.

Normalde bu tip bir yorum yazmıyorum ama ne yazık ki bu kitapta yazmak istedim. Hoş benim gibi düşünmeyenler çıkacaktır mutlaka biliyorum. Fakat benim için bu kitap tamamiyle bir zaman kaybı oldu. Elbette okumayın vs. demem belki sizde ki etkisi farklı olacaktır ama bende ki durum bu. Anlatımda ki taraflılık ve bilgilerin havada durması, istenildiğinde istenilen yerlere konulması beni rahatsız etti işin açıkcası. Sadece bu kadar da değil elbet. Daha bir çok şey var ama okuduğum sıra yaptığım zaman kaybını yazarak da yapmak istemiyorum.

İyi okumalar ya da okumamalar mı desem? Bilemedim…

Kitap adı: Bilinen ve Bilinmeyen Tanrı
Orijinal adı: God the Known and God the Unknown
Yazar: Samuel Butler
Çeviri: Esra Çıldır
Yayınevi: Altın Bilek Yayınları
Sayfa: 85
Baskı: 2015
Tür: Antropoloji, Felsefe

bilinen-ve-bilinmeyen-tanri-samuel-butler

Bilinen ve Bilinmeyen Tanrı – Samuel Butler


Arka kapak;
“Cevapları sürekli ertelenmiş önemli soruların çözümlerini talep etmektense, dünyanın üçkâğıtçılar ve aptallardan oluştuğunu, hayvanlar ve bitkiler gibi içgüdüsel bir düzene sahip olduğunu kabullenmek daha kolaydır. Eğer ortada karşı karşıya gelinmesi gereken bir direnç, bir anlaşmazlık ve atalet olmamış olsaydı tüm teorik dengeler altüst olurdu, ne değişmez uzuvlarımızın, ne de kalıtsal yatkınlıklarımızın farkında olabilirdik; günlük ve saatlik olarak değişimler yaşayan, yalancı ayaklar çıkaran amiplerden bir farkımız olmazdı. Milyonlarca yıldır süregelen bir yaşam biçiminin içine doğmuş olduğumuz doğrudur; bizden evvel yerleşmiş ve bizim mukayese ettiğimiz alışkanlıklar oldukça köklü oldukları için tarafımızdan sarsılmaları zordur. Bu nedenle, denesek belki de keyif alacağımız birtakım şeylere karşı doğrudan nefret besleriz. Ancak bizim konumuz, beğeni ve nefretlerimizin hangi sebeplerle ortaya çıktığı değil, aksine onların ta kendisidir. Canlıların değişime uğrama yetilerinin olduğunun keşfedilmesi büyük bir şaşkınlıkla karşılanmış ve bu keşfe karşı yapılan, ham, sığ ve abes ifadelerin yerini aydınlanmaya bırakması yüz yıldan fazla zaman almıştır. Canlıların değişime karşı duran tarafının, değişimi destekleyen tarafından daha ağır olması nedeniyle, sağduyu ve tahammülü takdir etmeyi öğrenmemiz de başka bir yüzyıla mâl olabilir.”

Metin Yılmaz
metin@metinyilmaz.com.tr

İzmir doğumlu. Web geliştirme uzmanı olarak çalışır. Seyahat etmeyi sever. Okumayı sever. İstanbul'da yaşar, Ege'yi özler.

Yorum yok

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Send this to a friend