Kumral Ada Mavi Tuna – Buket Uzuner

23 Oca Kumral Ada Mavi Tuna – Buket Uzuner

Bu kitabı unutulmaz yapan ne? Çoğu kere sordum kendime bu soruyu. Roman karakterlerine mi çok bağlanmıştım? Hayır, muhtemelen. Okurken, herhangi bir karakteri çok sevdiğimi hatırlamıyorum. Kitabın anlatımı, olay örgüsü, kurgusu, hayal gücü… Bunların hepsi başarılı olsa da kitabın unutulmazlığında etkin değildi bana göre.

Neyi unutamadığımı sorguladığımda “diyaloglar” geliyor sadece aklıma. Hayatımda, onlara ihtiyacımın olduğu bir anda, bu diyaloglar kafama üşüşüp, kendilerini unutmama izin vermiyorlar. Ada ve Tuna arasında geçen bir özgürlük diyaloğu var mesela. Ne zaman “her sabah her sabah aynı şeyler, kalk, hazırlan, okula git…” diye düşünsem ve bunlardan sıkıldığımı hissetsem, aklıma gelir bu diyalog. Garip bir mutluluk kaplar içimi. Her sabah aynı şeyleri yapabildiğim için şanslı hissederim kendimi.

“Her sabah uyandığında aynı şeyleri yapabilmek, özgürlüktür!” dedim geniş, aydınlık bir gülümsemeyle gerinerek.

“Kendi istediğin, kendi seçtiğin aynı şeyleri ama!” diye düzeltti.

“Özgürlük her sabah uyandığında istediğin aynı şeyleri yapabilmektir!”

Bir de şu sözleri hiç unutmam…Bir insana olan sevgimi bu sözlerle ölçme gibi bir alışkanlığım var sanırım.

“Bütün dünya bana ihanet etse, dünyadaki herkes birbirine yalan söylese ve dahi galaksilerarası kolektif bir depresyon yaşansa…Herkes sarsılsa, diz çökse, yere düşse bile ben ayakta kalabilirim. Çünkü benim Mavi Tuna’m, benim Mabel’im var ve o farklıdır!”

İnsanın etrafında bu derece güvendiği birilerinin olması kadar güzel başka bir şey daha var mı?

Şimdi düşündüm de bölüm başlarında yazan sözleri de çok sevmiştim ben. Kitabı okurken şairlere ait küçük mısraların yahut ünlü düşünürlere ait sözlerin hoşunuza gideceğine eminim. Bu tür küçük ayrıntılar bir romanda çok hoşuma gider benim. Bazen o koca bölümün anlattığı duyguyu tek bir sözde yakalar gibi hissedersiniz kendinizi. Bir mucize gibi.

Konusuna gelince…Kitabın arka kapağında konuyla alakalı olarak şu cümleler geçiyor: Genç bir öğretmen bir sabah Kuzguncuk’taki evinden apar topar alınıp askere götürülür. O, bunun bir kâbus olduğuna, arkadaşlarıysa onun iç savaşa katıldığına inanmaktadır. Oysa annesi oğlunun bir ambulansla evden götürüldüğünü anlatmaktadır…

Pek anlam verememiş olabilirsiniz. Nitekim okurken bile pek anlam veremiyorsunuz. Gerçek mi hayal mi? Kim doğru kim yanlış? Geçmiş, gelecek ve şimdi. Bunların hepsi iç içe geçiyor.

Kitap boyunca yaşadığınız tüm gelgitler, romanın aslında bir savaş romanı olmamasından kaynaklanıyor diyebiliriz. Romanın kurgusu gereği, yaşananlar ülkemizde çıkan bir iç savaş formunda anlatılsa da, aslında her şey Tuna’nın ruhunda, kafasında başka bir değişle iç dünyasında yaşanıyor.

Tuna, içten içe bunun farkında olsa da kabustan uyanamıyor. Bir yandan bu korkunç savaşı yaşarken, diğer yandan çocukluğundan itibaren yaşadıklarını, Ada’yı, abisi Aras’ı, Meriç’i, hayatına uzaktan veya yakından dokunan herkesi birinci tekil ağızdan anlatıyor.Kitabın asıl güzel yanı, başkasının iç savaşını okurken, bir süre sonra kendi iç savaşınızın içinde buluyorsunuz kendinizi. Hatalarınız, yapamadıklarınız, içinizde yarım kalanlar, geç kaldıklarınız, hepsi bir bir su yüzüne çıkıyor.

Kitabı okuyanların ağzından düşürmediği birkaç kült mesele de var tabii. Kumral Ada Mavi Tuna’yı anıp da onlardan bahsetmesek olmaz kanımca. Bir tanesi “Mabel” sakızları. Romanda Tuna’nın takma adı “Mabel”dir.

Tuna, küçüklüğünde Ada ile ilk tanışmalarında kızın “Ada” demesine anlam verememiş, daha doğrusu kızın adının Ada olabileceğine ihtimal verememiş ve kendisi de değişik bir kelime söylemek adına “Mabel” demiştir. Mabel’in üzerindeki çikolata renkli kadın hep gülümser çünkü. Yaz, kış, sabah, akşam aldığı bütün sakızların üstünde o hep gülümser. Kendisine kızdığını ya da bir şeye üzüldüğünü hiç görmemiştir. Hayal meyal hatırlıyor gibiyim bu sakızları ama hala var mı bilmiyorum.Daha da garip olan gerçek adı Fatih Karaca olan ünlü Mabel Matiz de ismini buradan alıyormuş, romanı gerçekten sevmiş olsa gerek.

kumral-ada-mavi-tuna-buket-uzuner-2

Diğer mesele de, kitaptaki Şair dayı’nın aslında Attila İlhan, Ada’nın annesi Pervin Gökay’ın aslında Çolpan İlhan, babası Süreyya Mercan’ın ise Sadri Alışık olmasıdır. Tabii bunlar okuyucular arasında konuşulan efsaneler. Ne var ki, başrolünde Sadri Alışık’ın oynadığı “Balıkçı Osman” adlı filmin kurguda yer alışı ve kitabın başındaki “Attila İlhan’a…” ithafı, bu efsanelerin gerçeklik payını ortaya koyuyor olabilir. Buket Uzuner, bir röportajında “Sizi yüreklendiren biri ya da birileri oldu mu?” sorusuna “…Bunlardan özellikle Attila İlhan’ın uzun yıllar süren emeğini hep şükranla anarım. ‘Kumral Ada-Mavi Tuna’ bu yüzden ona ithaf edilmiştir.” cevabını vermiş. Kitaptaki Şair Dayı’nın, Ada ve Tuna’ya şiirleriyle, sözleriyle yol göstermesi, rehberlik etmesi göz önünde bulundurulduğunda, Buket Uzuner’in Şair Dayı karakterini oluştururken, şükran duyduğu Attila İlhan’ı örnek alması pek mümkün görünüyor.

İşin magazinsel kısmını bir yana bırakırsak, Buket Uzuner’in dört dile çevrilen romanı, “Kumral Ada Mavi Tuna” hakkında bahsedeceklerimin sonuna geldim. Kurguda düşüncelerime ters gelen birkaç nokta yok değil aslında. Fakat bir romanı okurken bunları pek göz önünde bulundurmamaya çalışırım. Buket Uzuner’in benden farklı düşünmesi ve bunlara kitabındaki olay örgüsünde de yer vermesi çok doğal tabii ki. Genel olarak bakıldığında, tavsiye edebileceğim güzel bir roman.

Hepinize iyi okumalar dilerim,

Sevgiler…

Kitap adı: Kumral Ada Mavi Tuna
Yazar: Buket Uzuner
Yayınevi: Everest
Sayfa: 500
Baskı: 2014
Tür: Roman

Kumral Ada Mavi Tuna – Buket Uzuner

Arka kapak;

“Bir Salı sabahı uyandım. Bütün gazeteler hayatta en çok sevdiğim kadının bir cinayet işlediğini yazıyordu.Bunu hiç beklemiyordum. Beynimden vurulmuşa döndüm. İç dengelerim şiddetle sarsıldı. Oysa gerçeği biliyordum ama bana kimse kek bir şey sormamıştı.Onu mahkûm etmişlerdi!

kapı çalındı. İki asker beni almaya gelmişti. İç savaş çıkmış, seferberlik ilan edilmişti. Bunu bekliyordum. Hiç şaşırmadım. Bunu uzun zamandır korku ve kuşkuyla hep bekliyordum. Hazırlandım ve o Salı sabahı evden çıktım.

Genç bir öğretmen bir sabah Kuzguncuk’taki evinden apar topar alınıp, askere götürülür. O, bunun bir kabus olduğuna, arkadaşlarıysa onun iç savaşa katıldığına inanmaktadır. Oysa annesi oğlunun bir ambulansla evden götürüldüğünü anlatmaktadır.

Zeynep Yılmaz
zeynep96yilmaz@gmail.com

1996 İzmir doğumlu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenci olan okuyucumuz, kitap okumayı ve yazmayı çok seviyor.

2 Yorum
  • oyacaliskan78@hotmail.com'
    Oya Çalışkan
    Posted at 10:39h, 25 Mayıs Cevapla

    Kitabı çok sevdiğimi beni çok etkilediğini itiraf etmeliyim. Şu an bile ilk aklıma gelen Aras in ölümü. “Sadece Tak diye bir ses geldi ve o gitti” Tüylerim diken diken .

  • gozdekara.kara@gmail.com'
    Gözde KARA
    Posted at 22:20h, 07 Eylül Cevapla

    Kitabı bitireli bir kaç dakika oluyor. Kafam öyle allak bullak oldu ki yorum okumak istedim; aklımın bir köşesinde de hep unutmadan mabel sakızı neye benziyormuş baksam bulur muyum acaba sorusu var. Yorumlamanızı çok beğendim. Ben okuduğum kitaplara biraz fazla bağlanan biriyim yani karakterlere öyle ki yenisine başlayamıyorum uzun bir süre. Nedenini bilmiyorum. Kitabı okurken şöyle bişey oldu sizinle paylaşmak istedim. Okurken biraz fazla içim daraldı çok kendimi kaptırdım ve müzik dinlemek istedim. Telefonda açtığım ilk kişi Mabel Matizdi inanın sebebini bilmiyorum. Kullandığım müzik programı sanatçılar hakkında kısa kısa bilgi verir. Şarkıyı dinlerken Mabel Matizin fotoğrafının altındaki bilgide adını Buket Uzuner’in Kumral Ada-Mavi Tuna kitabındaki Mabel karakterinden almıştır yazıyordu. Tüylerim nasıl diken diken oldu anlatamam. İlginç bir andı benim için ve büyülü sanki. Nedendir bilmiyorum sizinle paylaşmak istedim. Yorumlamanız ve hazıra konduğum fotoğraf için teşekkürler.

Yorum yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Send this to a friend